Dr. Melek Nur Osanmaz

Dr. Melek Nur Osanmaz

Dr. Melek Nur Osanmaz Ucuz Paranın Sonu: Şirketler İçin ‘Gerçeklerle Yüzleşme’ Zamanı

Yıllar boyunca enflasyonun çok altında faizlerle dağıtılan krediler, Türkiye’de iş yapma kültüründe tehlikeli bir yanılsama yarattı. Dağıtılan bu krediler, şirketlerin en büyük basiret bağlayıcısı oldu. Paranın bedeli neredeyse sıfır olunca borcu borçla çevirmek bir finans dehası gibi pazarlandı. Mal stoklayan, depoya mal yığan herkes kendini kâr rekorları kırıyor sandı. Ciro büyüdükçe işlerin iyi gittiği zannedildi, verimsizlikler ucuz finansmanla perdelendi ve yönetim masalarında en son konuşulan konu nakit akışı oldu. Bu uzun dönemde pek çok işletme kârlılık ile finansal illüzyonu birbirine karıştırdı. Çünkü ortada gerçek bir verimlilik yoktu, sadece ucuz paranın yarattığı koca bir finansal sarhoşluk vardı. Bugün piyasada herkesin dilindeki o derin sıkışıklık da aslında bir krizden çok daha fazlası. Müzik sustu, ışıklar yandı ve herkes kendi çıplak bilançosuyla baş başa kaldı.

Artık yüzde 50’leri aşan ticari kredi faizleri, sadece borçlanmanın maliyetini artırmıyor, aynı zamanda şirketlerin tüm operasyonel reflekslerini kökten değiştiriyor. Düne kadar "nasıl olsa mal satılır, borç çevrilir,” veya “satış yapalım da gerisine bakarız" diyerek işletme sermayesini genişleten patronlar, bugün vadesi gelen çekleri ve dönmeyen alacakları yönetmek için çırpınıyor. Çünkü paranın bu kadar pahalı olduğu bir yerde depoda bekleyen her koli, kasaya zamanında girmeyen her kuruş şirketin özkaynağını sessizce kemiriyor. Dünün parlayan ciroları, bugünün pahalı borçlanma maliyeti karşısında eriyip gidiyor. Kâr marjları finansman giderlerini karşılayamaz hale geldiğinde ise en köklü firmalar bile nakit krizinin eşiğine savruluyor. Son dönemlerde meydana gelen konkordato taleplerindeki patlamayı ya da piyasada karşılıklı güvenin bıçak gibi kesilmesini sadece kötü niyetle açıklamak saflık olur. Bu tablo, kâr marjı finansman giderine yetmeyen şirketlerin kaçınılmaz duvara toslama anıdır.

Bu yeni dönemin acımasız bir kuralı var: Büyümek artık marifet değil, hayatta kalabilmek marifet. Şirketler için sadece satış hacmine odaklanılan yıllar geride kaldı. Şimdi her bir kuruşun nakde dönüş hızının, stok devir hızının ve faaliyet kârlılığının santim santim hesaplandığı bir verimlilik çağına girdik. Kendi öz kaynağını tüketmiş, yalnızca banka kredisine yaslanarak varlığını sürdüren iş modellerinin bu faiz tablosunda uzun süre nefes alması matematiksel olarak mümkün değil. İşletmelerin küçülmeyi bir yenilgi değil, bilançoyu kurtaracak stratejik bir arınma olarak görmesi ve kârsız hatları tasfiye edip ana işine ve nakit üretimine odaklanması gerekiyor.

Kuşkusuz bu sancılı dönüşüm sadece patronlar ödemiyor, fabrikadaki işçiden tedarikçiye kadar herkes aynı dalgayla sarsılıyor. Üretim çarklarının tamamen durmaması ve kurunun yanında yaşın da yanmaması için finansal sistemin gerçekten katma değer üreten, ihracat yapan ve istihdam sağlayan sağlıklı şirketleri titizlikle ayıklaması şart.

Kolay para dönemi kapandı ve bir daha kolay kolay gelmeyecek. Fakat bu sert fırtınada bilançosunu disipline sokarak, verimliliği şirket kültürüne dönüştürerek atlatanlar, yarın sular durulduğunda piyasanın en güçlü ve en rekabetçi aktörleri olarak yollarına devam edecek. Gerçek ekonomi tam olarak budur. İllüzyonlar biter, sadece temeli sağlam olanlar ayakta kalır.

Gelecek hafta görüşmek üzere…

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yorumlar (0)

+ Yorum Yaz